Kazablanka Günlükleri

0
728
Uci Gran Fondo Casablanca
Uci Gran Fondo Casablanca - Levent Işıklı

İtiraf etmeliyim ki hayatımda alkollü araç kullandığım ilk yer Kazablanka olmuştur sanırım. Bazen şartlar ve koşullar sizi mecbur bırakabiliyor:D

Uluslararası bir organizasyon için Kazablanka’ ya gitmiştim. Fas ve Türk Organizasyon firması birleşerek Gran Fondo Casablanca yarışı için start vereceklerdi. Bende yarış koordinatörü olarak uçağa atlayıp soluğu Kazablanka’ da aldım. 3 yıldır çağrılsamda kısmet 2020′ deymiş diyerek heyecan içerisinde ülkeye giriş yaptım.

Gran Fondo ilk kez Kazablanka da yapılacak ve organizasyona çok kısa bir süre kalmıştı. İlk kez bisiklet yarışında bulunacaktım. Yarışa günler kala stres üst seviyelerde idi. Bilmediğiniz bir ülkede yolları kapatacak bir yarış düzenlemek, prosedür ve bürokrasiye takılmadan olmazdı tabi. Validen jandarmaya sürekli bir yerlere gidiyordum. Yarışın son günlerine doğru kendimi taksi şoförü gibi görmeye başlamıştım. Kazablanka’ da girmediğimiz yer kalmamıştı. Nalburlardan matbalara, valilerden spor bakanlıklarına kadar her yere girip çıkıyordum. Kazablanka sahiline yakın bir semtte kalıyordum. Arabamın arkasında çantamla geziyor herhangi bir durumda üstümü araçta değiştiriyordum. Boşluk bulduğumda ise kameramı çıkartıp çekimler gerçekleştiriyordum. Resmi kurumlara girip çıkarken gömlekler ve ayakkabılar sürekli değişiyordu.

UCI Gran Fondo Casablanca

Yarışta bulunması gereken bir çocuk vardı. Teknik sorumlu. Yarış alanında onun ufak bir çadırı vardı. Yarış boyunca onu evinden ben alıyordum. Hiç almak istemesem de bir şekilde bana denk geliyordu. Kaldığım yere 30-35 dakika uzaklıkta kalıyordu. Sadece Arapça ve Fransızca biliyordu. Bu ikisi de bende yok tabi. Evi o kadar uyuz bir yerdeki her defasında iç geçiriyordum. Birde yarış saati bittiğinde benim olduğum yerlere gelip bana bakmıyormuydu :d Mekanik diyorduk kendisine. 30 kg a yakın bir çantası vardı. Onu her aldığımda, benim çantalarımı öne alıp bagajda yer açıyorduk çantasına.

Organizasyon alanındaki işlerimi bitirince biraz keyif yapmak istedim. Hafta sonu da olduğundan bir iki bir şey içip ertesi gün başlayacak olan yarışa enerji toplamak istiyordum. Dışarıda gezdikten sonra arkadaşlarımın da olduğu otele geçtik. Şehirde akşamları dışarıdan alkol bulmanız çok zor. Marketlerde satılmıyor. Ya gece kulüplerine gitmeniz gerekir yada otellerin barlarında içmeniz gerekir. Otelde arkadaşlar ile buluşup lobide takılmaya başladık. Öncesinde de alkol aldığımdan üzerine devam ederek kanımdaki alkol oranını arttırmış oldum. Sohbet muhabbet derken saat tabi fazlasıyla ilerlemişti. Otelin kapısına çıktım ve saate baktığımda 03:00 idi. 5-6 saat sonra yarış başlayacaktı. Bense otelin önünde duruyordum. Yarışa giderken ise teknik çocuğu almam gerekliydi. Mekanik saat 06:00 evinin önünde hazır bulunacaktı.

Bir sigara yakarak plan yapmalıydım. Eve gidersem saat 03:30 olacaktı. Tekrar Mekanik’i almaya gitmem için evden 05:20 de çıkmam gerekiyordu. 2 saatten az uyuyacaktım.

Direk şimdi gidersem saat 03:40 olacaktı ve arabada yatacaktım. Gömlek ve ceket sorun değilde gece arabanın içi soğuk olmamalıydı. Sonuçta yarışın start verileceği gündü ve ben bütün gün organizasyonda enerjik olmam gerekiyordu. Arabaya binip Fas radyosunu açtım ve Mekanik’in evine doğru yola koyuldum. Tabi kafam güzel olduğundan camları açtım ve hızımı kontrol ederek yavaş yavaş ilerledim. Ortalama 03:45 civarında mahallesine girmiştim. Maksimum 3 katlı yatayda 300 er metrelik 2 paralel bina düşünün. Birbirine bitişik apartmanlar ve “U” şeklinde bir sokak. Zifiri karanlık. İşin en kötü yanlarından birisi ise telefonumun şarjı 5-10 civarlarında. Artık laptop u çıkartıp on koltuğa açarak telefonu bir yandan şarj ederken arabayı istop ettim. Tabi 20 dakika içerisinde arabanın da soğuması ile uyandım. Sokakta evin önünde tek araç benimkiydi. Birisi kapısını açıp süpürgeyle sokağa toz atsa benim arabaya gelecek. Aracı çalıştırmak istemiyorum çünkü sesi insanların evine kadar girecekti. Tabi soğuğa fazla dayanamayıp arabayı çalıştırdım. Klimayı açtım ve arka koltuğa kıvrıldım. İşin en kötü tarafı sarhoşsunuz, yorgunsunuz ve ertesi gün dinç olmanız gerekiyor. Diye düşünürken karnımdan sesler gelmeye başlamasın mı 😀 Saat 05:35 civarı. Uyandım ve o saatte gidebileceğiniz hiç bir yer yok. Mahallenin ortasına yapıp reklam olmak istemediğimden bizim mekanik’ e ulaşması için organizasyondan başka bir Fas’ lı arkadaşa mesaj attım. Mesajın Türkçesi aynen şu şekilde.

“Abdülsamed günaydın. Ben mekanik’in evinin önündeyim. Acil kapıyı açsın tuvaletini kullanmam gerekiyor.”

30 saniye olmadan Mekanik kapıyı açtı ve eve girmem ile atmosfer birden değişti. Kafamı çamaşırlara çarpmamak için eğilerek tuvalete gittim. İçeriye girdiğinizde 4 metrelik bir koridor ve açık mutfak. Sağ taraf ufacık bir oda, mutfağın yanı da alaturka tuvalet. Yukarıdan aşağıya sarkan çamaşırlar ile o görüntü baya bir enteresandı. Çinili mutfak tezgahının üzerinde; güğümler ve çaydanlıklar vardı.

Gözümün önündeki tabloya dalmış bakarken o zamana kadar fark etmemiş bir şeyi fark etmiştim. Tamamen farklı bir kültürün tam ortasında, Kuzey Afrika’nın en ucunda Fast’aydım. Fas’a geldiğimi işte o 3 saniye içerisinde anlamış ve birden ayılmıştım. Mekanikin yaptığı işe saygım, yaşadığı evi gördüğümde değişmişti.

CEVAP VER

*